Yo®umsuz Toplum

Zamansız-Sonsuz Boyutun Kapısını açmak için.. Kozmik bilinç için..

Bâtıl Veya Hak İnanç Özgürlüğü

Bir ülke istiyorum…
Türbe, yatır olmasın. Olanlar yerle bir dümdüz edilsin. Bunlar olmayınca ziyaretleri de olmaz. Kısmetleri açılsın diye genç kızlar, sağlığı için analar-neneler türbe bahçelerindeki ağaçlara çalılara bez bağlayamasın, “devlet”imizden bu tür ilkel görüntüler ve cahiliye putperestlikleri kalksın.

(Beynimin itirazı: Türbeler yeryüzünde yasaklanırsa insanların kalbinde yeniden inşa edilir ve ölülere daha çok tapınma başlar. Genç kızlar, analar-neneler ve erkekler bez bağlama yerine başka inanç dopingleri yaratır. Kalplerdeki türbeleri nasıl yıkacaksın? Kalplere bağlanan bezleri nasıl toplayacaksın?)

Bir ülke istiyorum…
Tüm camilerdeki “Sakal-ı Şerif”leri ziyaret âyinleri yasaklansın. “Hırka-i Şerif” kapansın ve ziyâret âyinlerinde insanlar ezilmesin. Ulusal müzelerdeki “Peygamber Dişi”, “Peygamber çanağı” vb. gibi organları ve eşyaları ziyâret âyinleri yasaklansın.

(Beynimin itirazı: Halk bu eylem sonucunda “Devlet Peygamber’e savaş açtı” yargısına kapılır ve devletine küser. Bilimsel dini eğitimle bilinçlendirme yapmak daha doğrudur.)

Bir ülke istiyorum…
Camilerinde imam, müezzin gibi devlet memuru statüsünde ulusal bütçeden maaş ödenen din görevlileri olmasın. Allah için yapılan görevin karşılığı para olmasın.

(Beynimin itirazı: Devlet din görevlilerine dini yaymak ve yaşatmak için maaş ödemiyor. Din  serbest din adamlığı adı altında sömürü aracı olmasın diye maaş ödüyor. Din görevliliğini halka bırakmak yeni bir din sınıfı yaratmak olur. Devletimizin din görevlileri sınıfı yoktur “Bilimsel” bir kurum olan “Diyanet”in halka hizmeti vardır.)

Bir ülke istiyorum…
Birileri piyasaya çıkıp da medyum, şifacı, her derde devacı, zamanın Lokman’ı olduğunu iddia etmesi yasaklansın. Açık oturumlarda başrolleri oynamasınlar, tv’ye çıkmaları yasaklansın, internet siteleri kapatılsın, kitapları toplatılsın.

(Beynimin itirazı: Vergisini veren, kazancını beyan eden, yasal olarak konuşma hakkını kullanan her insan dilediği ürünü pazarlayabilir. İş bilenin kılıç kuşananın demişler. Sorumluluk bizlerde. Şifacılara, medyumlara inanıyorsak suç bizde. Biz inandığımız için onlar var. Devlet onları yasaklasa bile yeni kılık ve kılıflarda tekrar türerler.)

Bir ülke istiyorum…
Dini kişisel ve kurumsal çıkarlarına âlet edinmek için devrini tamamlamış tarikat, cemaat, din sınıflığı gibi sivil toplum örgütlenmeleri “dernek” adı altında da olsa derhal yasaklansın.

(Beynimin itirazı: Yasak çözüm olur mu? Olmaz. Yasaklama olursa ülkedeki her şeyhi(?) her müridi (?) toplayıp hapse atmak gerekir. Bir kaç milyon insana devletimiz hapishanelerde nasıl bakacak? )

Bir ülke istiyorum…
Kızları resmî devlet okullarında imam gibi yetiştirilmesin çünkü İslâmiyette kadından imam olmaz (?).

(Beynimin itirazı: Bazı görüşlere göre sadece kadın cemaate olmak kaydıyla kadından imam olur. Ayrıca… okullarda din kültürü eğitimi vardır dini eğitim yoktur.)

Bir ülke istiyorum…
Nazar boncuğu, okunmuş su, nazara karşı muska, geyik boynuzu, üzerlik gibi şeyleri imal etmek, satmak ve üzerinde bulundurmak yasaklansın.

(Beynimin itirazı: Bir şey demiyorum fakat hazır yasaklanmışken bir Japon bilim adamının “okunmuş su” deneyleri ve sonuçlarından ülkemizin basın yayın organlarında hatta  Resmî Bilim Teknik dergisinde dahi bahsetmek de yasaklansın. Herkes burasının çağdaş bir devlet olduğunu anlasın ve ileri geri konuşamasın mı denmek isteniyor?)

Bir ülke istiyorum…
Halkın nasıl inanacağını devlet belirlesin. Devlet bâtıl inançları yasaklasın dinde yeri olan inançları serbest bıraksın…

(Beynimin itirazı: Halkın “bâtıl düşünce”yi yasaklaması  ve “hak düşünce”yi serbest bırakması devletin özgür düşünceye saldırısı olmaz mı?)

***

İnternette e-postalarda slaytlarla dolaşan “iyi niyet” taşıdıklarından şüphem olmayan isteklerden seçtiklerimden bazılarını klavye başında epeyce sansürledikten sonra böylece özetledim. Beynimin bazı itirazlarını da tırnak içinde yazdım.

Bunlar ve daha fazlası benzeri istekler dine uygun mu değil mi?

Dine uygun olup olmadığı hakkında düşünce belirtmeyeceğim ve ahkâm da kesmeyeceğim. “İnsan doğasına ve halkın toplumsal doğasına uygun mu değil mi ?” sorusunu kendimce sorup kendimce cevap aramaya çalışacağım.

Tarihte ilk defa sistematik bir düşünce ile “devletin filozoflar sınıfıyla yönetilmesi” gereğini ortaya atan kişi eski Yunan filozofu “Platon”dur.

Herhangi bir din, soy, ünvan, meslek sınıfının mutlak hâkimiyeti altında ekonomiyi, savunmayı, inançları ve nasıl düşünüleceğini düzenlemenin ismi de “Despotizm”dir. Yâni “zorba yönetim” modelidir.

“Zorbacılık”ı  bu yazımda ağrlıklı olarak “din ve inançlar”ı zorla çağdaşlaştırmak özlemine düşmüş insan psikolojisi alanında ele almak istiyorum. İnşallah.. başka bir yazımızda insanları “zorla dindar yapmak özlemi” çeken insan psikolojisini de eleştireceğiz…

Platon’un başlattığı “sınıf zorbalığı” özlemi yakın dünya tarihinde en meşhur örneğiyle Osmanlı sonrası Suudi Arabistan’da, Nazi dönemi Almanyasında, Lenin-Stalin Sovyet Rusyasında, Enver Hoca Arnavutluğunda, Mao Çininde, Kastro Kübasında, Şah sonrası İran’da pratik uygulama alanı bulmuştur. Fakat çoğu “insan ve halk doğası”na uygun olmadığı için çatır çatır yıkılmış veya içten içe değişim geçirerek insan ve halk doğasına uygun rejimlere dönüşmüştür. Bir kaç kalıntı da değişim sürecindedir.

Ülkemizin devlet ve toplum yapısını kimi idealistler “dini doğru anlamak ve uygulamak” adına fikir jimnastiği yaparken farkında olmadan “filozof” kesilmektedirler. Ve “Platon” gibi “ideal devlet” ütopyasına kapılıp kendileriyle aynı frekansta düşünenlerle “rejim filozofluğu sınıfı”nı oluşturmaktadırlar.

“Rejim filozofluğu sınıfı”na göre yukarıda özetlediğim ve çoğunun “bâtıl inanç” olduğu kesin olan “insan ve halk doğası”na âit kültür ögelerinin “YASAKLANMASI” “devlet eliyle yaratılacak suni din veya yapay lâiklik” adına doğru mudur? Veya yasaklanabilir mi?

Yasaklanırsa ne olur?

Bu soruya yazıya dökülen kelimelerle değil de kulağa dökülen müzik ve göze hitap eden manzaralar eşliğinde hem izleyip hem cevaplar arayalım:

http://www.youtube.com/watch?v=KD2RMrbbVc4&NR=1

Klipteki insanların yüzündeki “donukluk” ve “acı gülümseme” her şeyi anlatıyor gibi. Bir insanın bir toplumun “hak” da olsa “bâtıl” da olsa “inanç ritüelleri”ne devlet eliyle müdahale işte böyle “acı-komik” görüntüler oluşmasına neden olur.

Çözüm nedir?

Bırakalım insanlar “doğru ve yanlış”a dilediği gibi inansınlar mı?

Bırakmayalım insanların “doğru ve yanlış” inançlarını devlet zoruyla belirleyelim mi?

Çözüm hakkında beynim irademden bağımsızca itirazlar ve öneriler üretiyor. Beynimin otomatik kas ve kimyasal hareketleriyle ürettiği bazı itirazları “lâf olsun” diye yazdım ama “kesin çözüm(???)” önerilerimden hiç mi hiç bahsetmeyeceğim. Çünkü irademden bağımsız çalışan “beynimin kesin çözüm saçmalamaları”na “ben” kulak asmıyorum ki hepsini size aktarayım… sadece bir tanesini yazıyorum:

“İnsanların demokratik ortamlarda çağdaş hak inanç özgürlüğü kadar çağdaş bâtıl inanç özgürlüğü de olmalıdır”.

Yazımızın sonunda siyasetteki nâzikliği yanında hayallere kapılmadan aynı zamanda çağdaş bir “filozof” olabilmiş bir devlet adamını rahmetle ve saygı ile anarak söylemlerinden bir alıntı yapıyorum… özet olarak mealen diyor ki;

“Dini çağdaşça yaşamanın ve lâik özgürlükçü demokrasinin tek koruyucusu halkımızdır, endişelenmeyin ve hiç bir devlet kurumunun gücünü baskıcılığa davet etmeyin.”

Kemal Gökdoğan
www.yorumsuztoplum.wordpress.com
kemalgokdogan@gmail.com

Written by Kemal Gökdoğan

25 Kasım, 2009 14:48

Kemal Gökdoğan kategorisinde yayınlandı

Tagged with

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: